Pazartesi, Haziran 01, 2015

Gürcü Marşutkası - Türk Dolmuşu

 Bu sabah işe gelmek için dolmuşa bindim ve kısa süren yolculuğum boyunca derin düşüncelerin arasında kaybolup gittim. Dolmuş şoförünün arkasında oturuyordum, şoförün hemen başının üstünde  Ayetel Kürsi - Yasini Şerif ve başka bir takım dualar vardı, kazalardan - belalardan korunmak için bereketli bol kazançlar sağlamak için ve akşam olunca ailesinin yanına güvenli bir şekilde dönebilmek için sürücü bu duaları oraya asmıştı, her çaresiz ruh gibi o da Yüce Yaratıcıdan esirgeme ve yardım diliyordu... (Hemen aklıma bir önceki gün gördüklerim geldi)
Hafta sonu Gürcistan'daydım, Sarp sınır kapısını geçince Gürcü dolmuşu ile (onlar marşutka diyor) Batum şehir merkezine gittim. Gürcü şoförün hemen başının üstünde bu sabah işe gelirken gördüğüm şeylerin benzerleri vardı, Hz.İsa' yı tasvir eden bir resim, Meryem Ana tasviri, bir haç ve İncil'den bölümler, tıpkı Rize' deki sürücü gibi o da kazasız belasız bir gün geçirip evine dönmek istiyordu ve bunun için Yüce Yaratıcıdan bir şeyler diliyor, aracına dualar asıyordu. Temel noktada aslında her iki sürücünün kalbinden geçen istek-yakarış tamamen aynıydı... Evet bu sabah işe gelirken bunları düşündüm sonra ofise geldim ve biraz daha düşünmeye devam ettim ve şu suali sordum kendime bu cahil kafamla. Peki ya Tanrı hangisinin duasını kabul ediyordu ? Hangisini daha çok dinliyordu ve merhametini ve sevgisini gönderiyordu ? Her iki inanç sistemi de kendi yöntemlerinin doğru olduğunu ve ancak bu yolla bir insanın ruhunu kurtarabileceğini öne sürüyordu. (Haşa) Bir saniyeliğine şöyle düşündüm -- Acaba ben Tanrı olsaydım hangisinin duasını kabul ederdim -- Eğer Tanrı mükemmel ise gönderdiği dinler ve kitaplarda mükemmel olmalıdır peki neden sürekli bir devam dini (Vol I - Vol II - Vol III ) peşi sıra birbirini takip etmiş. Eğer Tanrı insanlığı uyarmak için bir kitap gönderdiyse bunu değiştirmeye kim cüret edebilir ki ? Ya da nasıl - ne için değiştirilmesine müsaade etmiş ? ( Günümüz de bile en basit bir yazarın kitabından bir sözünü alıntı yapmak istediğin zaman yasal olarak yazarın adını ve eserinin adını belirtiyorsun) 
Bu suallerin bir cevabı yok, öbür dünyaya göç ettiğimiz zaman, belki bizi önemseyip de cevap veren bir yetkili ile karşılaşırız. Tabiki tüm yaşamımız boyunca uslu bir çocuk olursak.
Not: Şu sual de var, İnsanoğlu ne kadar özgür ? Aptal bir martı İzmir’den havalanıp iki kanat vursa Atina'ya varır hatta şehrin en saygı duyulan heykeline de bir güzel pisler Atina'ya neden geldin diye kimseye hesap vermez , Bırakın aptal martıyı İzmir valisi Atina ya gitse 2 pasaport kontrol geçmek zorunda. Aslında tüm sınırlar kafamızın içinde değil mi ? - ülke hudutları diye bir şey icat eden zavallı insanlar dinin ve tanrının hudutları diye bir şey neden icat etmesin ki bu daha da işlerine gelmez miydi. Aynı yaratıcıya inanan ve ondan sevgi ve merhamet dileyen insanların birbirinden ne farkı olabilir ki ? Allah birdir deyip buna inandığımız vakit aslında tek bir insanlığa da inanmış olmuyor muyuz ?
Yazan : Esto

Hiç yorum yok: